Bu defa size yemek tarifi vermeyeceğim. Herkes kendi işini yapsın, uzmanlık alanından şaşmasın diyeceğim..
Şimdi ben kalksam, mutfaktan anladığım halde, yemek yerine teknoloji blogu yazsam ne kadar saçma, ne kadar gereksiz bir şey yapmış olurum, değil mi? Paylaşabileceğim bir şey yok ki. Ne teknolojiye dair bir bilgim var ne de ilgim. Evet, bilgisayar ve telefonu çok çok aktif kullanıyorum ama bunları sadece araç olarak görüyorum, amaç değil. Blog yazmak, twitter, facebook ve diğer sosyal ağları kullanmak için bilgisayara, internete ihtiyacım var. Ama sadece bu kadarına. Bana, “haydi Zeynep kalk teknoloji blogu yaz” deseniz hatta “kalk bu blogları sen yönet” deseniz yapabilir miyim? Tabii ki hayır, çünkü teknoloji dendiğinde anladığım ve bildiğim tek şey yukarıda yazdıklarım. İşte bu yüzden saçmalarım, bocalarım, yanlış bilgi veririm.
Bunları niye yazdım peki.. Belki haberiniz vardır. Şehir Tiyatroları belediye bürokratlarının yönetimine bırakıldı. Evet evet şaka değil, doğru okudunuz. Hayatında en fazla 1-2 kere tiyatroya gitmiş hadi olsun olsun 10 kere gitmiş, oyun izlemiş olan insanlar nasıl olur da Şehir Tiyatrolarını yönetir aklım almıyor! Bu nasıl bir mantık, herkes kendi işini yapmalı ki, düzen bozulmasın. Ben bu durumu şuna benzetiyorum; hani olur ya zengin babalar hiç bir işe yaramayan çocuklarına, “kalk işin başına geç” derler de çocuk istemeyerek, anlamayarak işin başına geçer,ruhunu maneviyatını atar bir kenara, sadece maddiyat ile ilgilenir.. Hah işte ona benziyorr.. Devlet Baba çocuklarını ” bari bizden birileri işin başında olsun” diyerek müstehcen oyun oynandığını(!) bahane edip, tiyatrodan bihaber belediye bürokratlarını Şehir Tiyatroları’nı yönetmekle görevlendiriyor ve bizden susup, uslu uslu kararına saygı göstermemizi bekliyor.
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin gizli kapaklı ve apar topar yaptığı yönetmelik değişikliği ile Şehir Tiyatroları’nın yönetimini belediyenin bürokratlarına verdi.
Bu değişiklik hem tiyatro camiasının hem de tiyatroseverlerin büyük tepkisini çekti.Bu noktada toplu olarak sesimizi duyurmak için bir imza kampanyası başlatıyoruz.
Yönetmeliği protesto eden sanatçılarımızdan, tiyatroseverlerden ve İstanbul Halkı’ndan destek bekliyoruz.” diyen tiyatrodunyasi.com’un başlattığı imza kampanyasına bu linke tıklayarak destek vermenizi ardından sizleri 24 NİSAN SALI GÜNÜ SAAT;11.:00′de GALATASARAY LİSESİ‘nin önünde buluşmaya ve #sehirtiyatrolarıyokedilemez demeye, sesimizi duyurmaya ve bu saçmalığa son vermek için güçlerimizi birleştirmeye davet ediyorum. Eminim geleceksiniz, destek olacaksınız ve Şehir Tiyatroları yok olmayacak!
Hi&Le nin Yeri- Büyükada
Büyükada’ya aşığım ben. Özellikle bahar aylarında aşkım bir depreşiyor bir depreşiyor, adayi düşlerken buluveriyorum kendimi. Orada hissettiklerimin kelimelerle tarifi ne yazık ki pek mümkün değil. Aslında sürekli aynı şeyleri yapmayı sevmem ama neden bilmem adaya ne zaman gitsem aynı şeyleri yapıyorum , kahvaltı yaptığım, kahve içtiğim mekanlar değişse de akşam yemeğimi her defasında Hi&Le’nin yerinde yiyorum, yani Hilmi Bey ile Leman Hanım’ın küçük şirin balık lokantasında.
Büyükada’da bir çok yerde balık yemek mümkün tabii. Ama bana sorarsanız en lezzetli balığı hiç kuşkusuz Leman Hanım pişiriyor. Mavi, beyaz ve kırmızı rengin hakim olduğu minnacık bir dükkanda Leman Hanım nefis salatalarını hazırlıyor, balıklarını pişiriyor, Hilmi Bey servise sunuyor. Fonda şahane rum müzikleri.. Aşkla yapıyorlar herşeyi. Şirin bir dükkanda birbirine aşık iki insanın hazırladığı yemekleri yemek, sofralarına misafir olmak.. Hissettikleriniz aşk, huzur, mutluluk ve tabii ki lezzet oluveriyor.. Eğer adada konaklamayacaksanız mutlaka Hi&Le’nin yerinden adaya veda etmenizi öneriyorum. Leman Hanım ve Hilmi Bey’in aşklarının sonsuz olmasını diliyorum:) Ve tabii aynından kendime de istiyorum, Allah’ım duy benii:))
Her şey çok güzel de Zeynep’ciğim biz ne yiyelim Hi&Le’nin Yeri’nde diyorsanız, aşkla pişen levreği özellikle tatmanızı öneririm. Bu fotoğrafta yok ama bir de Leman Hanım’ın mevsim salatasını. İçinde farklı bir şey var. Tadın bakalım, ne olduğunu bulabilecek misinizz:))
Fiyatlarınında adadaki diğer mekanlarla hemen hemen aynı olduğunu söyleyebilirim.
İşte Leman Hanııııımmm:))

Detaylar çok önemli.. Dediğim gibi kendinizi müşteri değil de misafir gibi hissediyorsunuz:)
Taptaze çiçekler masanızda içinizi açıyor…
Çok samimi bir mekan çokk..
Leman Hanım ve Hilmi Bey iyi ki bu işi yapıyorsunuz. İyi ki aşkınıza şahit olabiliyor, leziz yemeklerinizden tadabiliyoruz. Aşkınız sonsuz olsun, nazarlardan uzak olunn^^
Son olarak, mutlaka gidin, tadın, o huzura ortak olun diyorum..
Sevgilerimle..
Duygular Kutsaldır..
Tavuk Suyuna Sebze Çorbası
Vakit hastalık vakti. En azından benim için. O kadar dikkat et, diren, sonunda hasta ol!
Küçüklüğümden beri iğneden,ilaçtan nasıl korkarım anlatamam:/ Korkuyorum ya her kış hastalık gelir beni bulur. Evdekiler azıcık öksürse hemen doktara gidiyoruz diyen ben, kendim hastalandığımda kimse bana içinde o doktor, hastahane geçen cümleyi kurmasın diye, binbir takla atıyorum. İlk gün bitkisel yollara, çaya çorbaya başvuruyorum geçmediyse o günün gecesine yada ertesi gün mutlaka ilaç alıyorum. Bu çorbada o çorbalardan biri
Hasta olduğumu instagramdan paylaşınca Sevgili Burcu çorbasının tarifini verdi. Bende hemencik yaptım, bol bol içtim:) Gerçekten şifa oldu
İlaç almama gerek kalmayacak anlaşılan. Bugün tekrar yaptım, en kısa zamanda gripten kurtulmayı umuyorum
Malzemeler:
1,5 Litre Tavuk Suyu
1 Patates
1 Havuç
2 Diş Sarımsak
1 Soğan
1 Çorba Kaşığı Karabiber
Tuz
Limon
Yapılışı:
Tavuk suyunu, küp küp doğranmış havuç, patates, 4′e bölünmüş soğanı, bıçakla üstüne bastırıp ezdiğimiz sarımsağı ve karabiberi düdüklü tencereye alıyoruz. Yarım saat kadar pişirip, isterseniz blenderdan geçirebilirsiniz.
Limon ve karabiber ekleyip çorbayı servise sunabilirsiniz.
Portakallı, Çikolatalı Sandviç Kurabiye
Merhabalar:) Aslında bugün çorba tarifi paylaşmak istiyordum. Ama tarifi çok istenen, çok beğenilen bu kurabiyelere öncelik verdim. Bu tarifi uzunca bir süredir yapmama rağmen yayınlamak nasip olmadı. Neyse sizi tarif ile başbaşa bırakıp aradan çekiliyorum ben:))
Tarifin aslı için tık tık
Portakallı, Çikolatalı Kurabiye
Malzemeler:
200 gr. Tereyağ Veya Margarin (oda sıcaklığında)
2,5 Su Bardağı Şeker
1 Yumurta
1 Çay Kaşığı Vanilya
1 Çorba Kaşığı Rendelenmiş Portakal Kabuğu
2 Su Bardağı Un
1 Çay Kaşığı Kabartma Tozu
Yarım Çay Kaşığı Tuz
Arasına Sürmek İçin:
Kakaolu Fındık Kreması (İsterseniz fıstık ezmesi yada reçelde sürebilirsiniz.)
Yapılışı:
Oda sıcaklığındaki tereyağ ve şekeri bir kaba alıp güzelce yoğurun. Akışkan bir kıvam aldığında yumurtayı ilave edip yoğurmaya devam edin. Portakal kabuğu ve vanilyayı da kaba aldıktan sonra unlu karışımı eklemeden önce hamurunuzun iyi bir kıvamda olmasına dikkat edin. Ayrı bir kapta, un, tuz, kabartma tozunu harmanlayın ve yavaş yavaş karışıma ekleyin. İyice yoğurun. (Eğer hamurunuzu toparlamakta zorluk çekerseniz yine oda sıcaklığında tereyağ veya margarin ilave edebilirsiniz.) Hamurunuzdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp hamurunuzu yuvarlayıp 1-2 cm büyümesini gözeterek yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizin. Üzerlerine hafifçe bastırıp alt taraflarının düzleşmesini sağlayın.
Tarifin belkide en önemli kısmına geldik. Pişirme süresi. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında tamı tamına 8 dakika pişirin. Eğer 2-3 dakika daha fazla tutarsanız kurabiyeleriniz soğuyunca taş gibi olurlar. İlk fırından çıkardığınızda kek hamuru gibi çıtkırıldım oluyorlar. Ama 10 dakika sonra soğuduklarında gayet gevrek kurabiyeler elde etmiş oluyorsunuz. Bu yüzden sakın aman pişmediler birkaç dakika daha fırında dursunlar demeyin. (Bu tarifi 1 seneden fazladır uyguluyorum her defasında bu kurallara uyarak gevrek kurabiyeler elde ettim. ) Tamamen soğuduktan sonra kurabiyelerimizinden birinin üstüne kremamızı sürüyoruz ve diğer kurabiyemizi üzerine kapatıyoruz. Kurabiyelerimiz tamamdır:)
Bir fincan kahveyle çok yakıştıklarını söylemeliyim;))






