Creme Caramel

Standart

20140112-234938.jpg

Creme Caramel

Usla’da öğrendiğim en en lezzetli tatlı hiç şüphesiz, creme caramel!
Kendimi bildim bileli yumurta yiyemiyorum. Yiyemediğim gibi yumurta kokulu yemekleri, tatlıları da tüketemiyorum. Hassasiyetimin nedenini bilemesem de fotoğraftaki leziz creme caramelin gram yumurta kokmadığını iyi biliyorum:) Bu nefis tatlının ölçüleri  gr ve ml şeklinde. Kritik bir tatlı olduğundan ölçülere dikkat etmenizi tavsiye ederim. Ama “evde ölçü kabım da terazim de yok” diyorsanız sizi Cafe Fernando‘ya yönlendiriyorum:)

Bu reçeteden 6 porsiyon creme caramel çıktığını hatırlattıktan sonra size pasta şefimizin creme caramel hakkında verdiği bilgileri kısaca aktarıyorum; “İspanyolların “flan” olarak adlandırdıkları yumurta-şeker-süt karışımının ana bileşenlerini oluşturduğu creme caramel kendi kabında benmari usulü pişer. Creme caramel kalıba dökülmeden önce karamelize edilmiş şeker kalıbın tabanına dökülür, fırında kendi kabında yavaş yavaş pişer. Piştikten sonra en az 4 saat buzdolabında dinlendirilmesi gerekir.”

Creme Caramel
Malzeme:

500 ml süt
120 gr şeker
6 yumurta
Vanilya
1 kase şeker

Yapılışı:

Sos tenceresine bir kase şekeri alın, kısık ateşte karamelize edin.
Creme caramel kaplarına bir parmak kalınlığında paylaştırın.
Kalan şekeri yumurtayla beraber bir kapta çırpın, ve bir kenara alın.
Şekerin yarısını süte ilave edin, vanilyayı ekleyip ocakta tıkırdatın.
Tıkırdamakta olan sütten yumurtalı harca yavaş yavaş ekleyerek sürekli çırpın, kesilmesim. Yumurtaların bulunduğu kap da ısındığında süte ilave edip karıştırın, ocağın altını kapatın.
Karamel koyduğunuz kaplara pişirdiğiniz kremayı da paylaştırın.
Fırında benmari usulü pişmeye devam etmesi için tepsiye bir-iki parmak kalınlığında su ekleyin.
Su eklediğiniz tepsiye creme caramel kaplarını yerleştirip 165 derecedeki fırında pişirmeye devam edin.
Kabı sallayınca ortası titriyor kenarları dalgalanmıyorsa creme caramel başarıyla tamamlanmış demek oluyor.
Püf Noktası***
Karamelize etme işlemi esnasında tahta veya metal kaşıkla şekere mümkün olduğu kadar az müdahale edin.
Çok fazla yakmadan karamelize işlemini tamamlayın.
Kabı sallayınca ortasından pişip pişmediğini anlarız. Eğer tüm malzeme dalgalanıyorsa henüz pişmemiş demektir. Ortası titriyor kenarlarda bir dalgalanma yoksa creme carameliniz pişmiştir.
Pişirdikten 1gün sonra tüketmenizi tavsiye ederim.

Eski Sofra

Standart

20131227-212201.jpg

Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüşünü sevenlerdendim, Eski Sofra’dan önce:) Şahane yemeklere sahip bu lokantaya yolunuzu düşürmeli, en azından Ankara tava, hünkar beğendi, karalahana dolması ve ayva tatlısını mutlaka tatmalısınız.
Annemin “yeter Zeynep, patlayacaksın” uyarısından sonra diğer yemeklere elimi uzatamadım:)

Neredeymiş derseniz; 1949 yılında Ulus – Çankırı caddesinde Havuzlu Çiçek Lokantası adıyla kurulmuş, 1993 yılından sonra Eski Sofra adını alıp Necatibey Caddesine taşınmış. Yılların deneyimli aşçılarıyla yola devam etmiş. Adı değişmiş olsa da lezzetinden ödün vermemiş.

İşte nefis Ankara Tava

20131228-102810.jpg

Ve şahane karalahana dolması

20131228-103014.jpg
Son olarak rengi de tadı da nefis, Ayva Tatlısı

20131228-214520.jpg
*Çektiğim fotoğrafları beğenmeyince Eski Sofra‘nın kendi web sitesindeki fotoğraflardan yayınlayayım dedim:)

Zeynep Şirin Köyünde:)

Standart

20131226-211322.jpg

Food&Travel dergisinin seyahat sayfasında “mantar toplama etkinliği” başlığını görünce telefona sarıldım, hemen en yakın etkinlik için kaydımı yaptırdım. Okuldaki arkadaşlarıma bahsedince, “e hadi ne duruyoruz beraber gidelim” dedik. Koşuşturmaya başladık. Bir yandan ilk kez böyle bir etkinliğe katılıyor olmanın verdiği heyecan, bir yandan sepet, çakı, fırça alışverişi sürerken en nihayet etkinlik günü geldi çattı.
Ayşe’yle erken saatlerde düştük Mecidiyeköy yollarına, kolumuzda sepet, sırtımızda çanta:) Mantar şapkalı rehberimizi görünce atladık etkinlik için ayarlanan otobüse, yoldan Özlem’imizi de alıp, keyifli bir yolculuğun ardından Şile’de çay-kahve molası verdik. Bu esnada Jilber Beyle sohbet etme fırsatımız da oldu.

Belki biliyorsunuzdur, Jilber Barutçiyan Türkiye’nin ilk ve tek mikoloğu, yani mantar uzmanı. Mantarlara ilgisi merakla başlamış, ardından hobisi haline gelmiş ve son olarak İsviçre’de uzmanlığa dönüşmüş. Üstelik öyle kısa sürede kazanılan bir uzmanlık da değil, 20 seneyi aşkın bir süre boyunca mantarlar hakkında ne var ne yoksa öğrenmiş. Üyesi olduğu İsviçre Mantar Uzmanları Kuruluşu’nun diplomasını 2006 yılında alıp, ülkesine dönmüş.
Türkiye’nin zengin mantar florasına sahip olduğu ancak bu konuda bir kaynak bulunmadığı, büyük ticari potansiyelin değerlendirilmediği, mantar zehirlenmeleri ve ölümleri dikkatini çeken konular arasında yerini alıyor. Bu zehirlenme ve ölümlerin önlenmesi, mantar konusunda bilgili kişilerin yetişmesi, mantarların ticari potansiyelinin gerçekçi bir biçimde öğrenilmesi için eğitimler veriyor. Türkiye’nin Mantarları adında bir kitabı var. Bu kitapta doğada görüp göremeyeceğiniz yüzlerce mantar hakkında bilgi edinebilmeniz mümkün.
Etkinliğe dönecek olursak, Ayşe, Özlem, ben ve bir iki kişi dışında herkes kurslara düzenli olarak katılıyorlar. Mantar konusunda da oldukça ilerlemişler.

20131227-100952.jpg
Jilber Bey bize “grup grup ayrılın, gidin bulduğunuz mantarları köküyle sepetinize atıp şu şu saatte burada olun” dedi, Özlem ve Ayşeyle beraber saldık kendimizi çayıra:) Bu etkinlikte öylesine eğlendim öylesine eğlendim ki.. Daha önce doğayla böylesine yakınlaştığımı hatırlamıyorum. Çocukluğumda bir kere olsun toprağı eşelemişliğim, ağaca tırmanmışlığım efendime söyleyeyim yeşilliklere uzanmışlığım yoktur:) Ayşe önde biz arkada mantar aramaya başladık. Ayşe’nin gözleri mübarek fıldır fıldır. Toprağın üstünü bırakın altını bile görebiliyor:)) Birazcık kıskanmadık da değil hani. Neyse biz de bulduk bir şeyler, şirinler mantarı falan.. Doldurduk sepetimizi ağzına kadar. Gruplar birleşince bir baktık ki en çok çeşit bizde:)
Yenilebilir mantarları da bir güzel pişirip mideye indirdik:)

20131227-103625.jpg
Öyle ki, Jilber Hoca Ayşe’nin toprak altında bulduğu bir mantarı laboratuvara göndereceğini söyledi:) Topladığımız mantarların hangisi zehirli ,hangisi öldürücü etkiye sahip, hangisi yenilebilir gördük, öğrendik.
Etkinlik sona erince, taktık sepetleri kollarımıza, düştük evin yoluna..

20131227-103502.jpg

Usla’da “Yemek Yazarlığı” Söyleşisi

Standart

20131226-105425.jpg

Geçtiğimiz günlerde Usla’da, usta isimleri ağırladık. Ahmet Örs, Mehmet Yalçın, Melis Çalapkulu ve Şef Cihan Kıpçak’la çok keyifli, oldukça bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik. Yemek yazarlığı nedir, ilgi çekici bir yemek yazısı nasıl yazılır, sektörde yeri nedir gibi birçok konuda bilgilendirildik.

20131226-114339.jpg

Söyleşinin bitimine doğru söz alıp “yemek yazılarımızı nasıl çekici hale getirebiliriz?” diye sordum. Ahmet Örs öncelikle bir blog açmam gerektiğini söyleyince ben de blogumun olduğunu bu sebeple sorduğumu ve blogumun adını söyledim. Bunun üzerine Ahmet Bey blogumu takip ettiğini, daha resmi bir dil kullanmam gerektiğinin altını çizdi. Blogumun bir duayen tarafından takip edilip, eleştirilmesi beni nasıl mutlu etti anlatamam:)
İkinci bir mutluluk sebebimse söyleşi sonrası için hazırlanan ikramlara benim de elimin değmiş olması. Evde yemek yapmakla restoranda yemek yapmak bambaşka şeyler olsa da sonunda misafirlerin yüzlerindeki gülümseme aynı. Cenk Şef ve Selim Şef’in önderliğinde aşağıdaki ikramların hepsini birlikte yaptık.

20131226-120516.jpg

20131226-120557.jpg

20131226-120634.jpg

20131226-120658.jpg

20131226-120726.jpg

20131226-121139.jpg

20131226-121203.jpg

20131226-121218.jpg

20131226-121248.jpg

Pancakemi de aldım geldim..

Standart

20131215-114050.jpg
Çok da keyifli olmayan yorucu, yoğun ve hastalıklarla yoğrulmuş bir dönemin ardından Usla Akademi’de profesyonel aşçılık eğitimi almaya başladım. Zaten Ömür Akkor’la yaptığım röportajdan sonra aklımın bir köşesinde yer bulmuştu, yemeğe, mutfağa kendimi adamak. İşimi gücümü bırakıp, umutsuz umutsuz dolaştığım günlerde, çalıştığım derginin genel yayın yönetmeni beni sarsıp kendime getirdi.
Kendime yeni bir yol çizmeye karar verdim ve soluğu Usla’da aldım. Bu dönemde dergiden, sosyal medyadan uzak kalmayı tercih ettim, blogumdan da tabii.Her gidişin bir dönüşü var ne de olsa.
Ben de okulda öğrendiğim pancake tarifini aldım, koştum geldim…  

Pancake

Malzeme:
2 su bardağın un
3 yemek kaşığı şeker
1/2 yemek kaşığı kabartma tozu
Bir fiske tuz
2 su bardağı ayran
2 yemek kaşığı erimiş tereyağı
2 yumurta

Yapılışı:

Ayrı bir kapta yumurta, tereyağı ve ayranı karıştırın, homojen bir harç elde edin.
Kuru malzemeleri (un, tuz kabartma tozu, şeker) eleyip yumurtalı karışına ekleyin.
Tereyağını düz yüzeyi olan bir pişirme kabını yağlayın. Bir kepçe hamuru tek hamlede  tavaya dökün.
Tavaya değen yüzey kızarınca tersini çevirip tekrar kızarmasını bekleyin.
Hamur bitene kadar aynı işlemi tekrarlayın, akçaağaç şurubuyla servis edin.